Mola vermek, çalışma sırasında araya giren rastgele bir kesinti olarak görülebilir. Oysa öğrencinin ne zaman duracağını ve nasıl geri döneceğini önceden düşünmesi, günün düzenini daha anlaşılır kılar. Her yaşa, her derse ve her öğrenciye uyan tek bir çalışma süresi yoktur. Zor bir metni okumakla tanıdık konulardan alıştırma yapmak, aynı dikkat yükünü oluşturmayabilir.
Molayı seçerken “Şu anda neye ihtiyacım var?” sorusu işe yarayan bir başlangıç olabilir. Uzun süre oturan bir öğrenci kısa bir yürüyüşü, gürültülü bir ortamdan çıkan başka biri sessizliği tercih edebilir. Su içmek, pencereyi açmak veya gözünü çalışma materyalinden ayırmak gibi basit seçenekler düşünülebilir. Amaç molayı da tamamlanacak görevlerle doldurmak değil, çalışmanın dışına kısa bir alan açmaktır.
Örneğin lise öğrencisi Elif, ara verdiğinde mesajlara bakıp fark etmeden uzun süre telefonda kalıyor olsun. Elif kendisi için iki seçenek deneyebilir: Telefonu başka odada bırakıp mutfağa gitmek ya da mesajlara bakacağı zamanı çalışma sonrasına almak. Bunlardan hangisinin uygulanabilir olduğunu kendi deneyimi gösterir. Bu örnek, bütün ekran kullanımının aynı etkiyi oluşturduğu veya herkesin aynı seçimi yapması gerektiği anlamına gelmez.
Dönüşü kolaylaştırmak için moladan önce küçük bir iz bırakılabilir. Defterin kenarına “Sonraki adım: üçüncü sorunun verilenlerini yaz” notu koymak, masaya dönünce yeniden karar vermek zorunda kalmayı azaltabilir. Bir arkadaşla birlikte çalışılıyorsa ara bitişi baştan konuşulabilir. Alarm kullanmak isteyen öğrenci için alarm bir hatırlatıcı olabilir; molayı sert bir yarışa çevirmek gerekmez.
Çalışma boyunca sürekli yorgunluk, başlama güçlüğü veya yoğun sıkılma varsa yalnızca mola süresini değiştirmek yeterli olmayabilir. Görevin belirsizliği, günün yoğunluğu ve dinlenmeye ayrılan yer birlikte gözden geçirilebilir. Öğrenci, bir hafta boyunca hangi moladan sonra devam etmesinin daha kolay olduğunu kısaca not edebilir. Sonuç, başkasının ideal çizelgesine uymaktan çok kendi çalışma koşullarını tanımaya yardımcı olur.